9 Temmuz 2014 Çarşamba
30 Nisan 2014 Çarşamba
Üç Aylar Cümlemize Mübarek Olsun
ÜÇAYLARA GİRİNCE OKUNACAK DUA
mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( radyallahü anh)'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hazreti Peygamber aleyhisselatu ves selam şöyle derdi:
”ALLAHÜMME BARİK LENA Fİ RACEBE VE ŞA’BANE VE BELLIĞNA RAMEDAN”
"ALLAHım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/259
"Recep ayı ALLAHın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." (Aclûnî, Keşful-Hafâ, 1/423)
*Recep ayına girince yedi defa
“Estağfirullâhe'l-Azîme'llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü'1-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.”
mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( radyallahü anh)'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hazreti Peygamber aleyhisselatu ves selam şöyle derdi:
”ALLAHÜMME BARİK LENA Fİ RACEBE VE ŞA’BANE VE BELLIĞNA RAMEDAN”
"ALLAHım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/259
"Recep ayı ALLAHın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." (Aclûnî, Keşful-Hafâ, 1/423)
*Recep ayına girince yedi defa
“Estağfirullâhe'l-Azîme'llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü'1-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.”
Mânâsı:
“Hayat sahibi olan, her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan ALLAH'tan mağfiret dilerim. Kendi nefsine zulmetmiş kulun tevbesi gibi Ona tevbe ederim. Öyle bir kul ki, kendi nefsi adına ne ölüme, ne hayata ve ne de tekrar dirilmeye sahip değildir.” Denirse ALLAHU TEALA Bu kulumun günah defterini yırtın emrini verir.”
*Hazreti. Aişe ( radyallahü anh ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, Ameller ALLAHü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.buyururdu.” (Tirmizî)
*“Receb büyük bir aydır. Allahu Teala bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, ALLAH istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, Geçmiş günahların affoldur der. Receb ayında ALLAHü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti.” [Taberânî]
“Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip Ya Rabbi onu mağfiret etderler.”
[Ebû Muhammed]
"Cennete bir saray vardır ki, ona Recep ayında oruç tutanlardan başkası giremez."
[B]“ALLAHü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder.” [/B
][Gunye]
“Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recebin hepsini tutmuş gibi sevap verilir”. [Miftah-ül-cenne]
”Ramazan ayı dışında ALLAH rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.” [Ebu Yala]
• Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Recepte bir gün ve gece vardır ki, o günde oruç tutan ve gece namazı kılan için yüz sene oruç tutmuş ve yüz sene ibadet etmiş gibi ibadet sevap verilir."
“Receb-i Şerîfin birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.buyuruyorlar.” (Camiu-s sağir)
"Receb’in ilk cuma gecesini ihya edene, ALLAHü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, 7 kimsenin duasını kabul etmez: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan." [Bu günahlardan vazgeçmedikçe, duaları kabul olmaz.]
[Saadet-i Ebediyye]
Enes b. Mâlik (r.a) Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Kim haram aylarda üç gün oruç tutarsa; kişi için dokuz yüz senelik ibadet sevabı yazılır." (İhyâ)
Rivayet edildiğine göre ; Receb ayının ilk cuma günü gecenin üçte biri geçince bütün melekler Receb ayında oruç tutanlar için istiğfar ederler
"Şu dört gecede dualar reddedilmez:
- Receb ayının ilk gecesi.
- Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berât gecesi.
- Cuma gecesi.
- İki bayram (Kurban ve Ramazan bayramları) gecesi." (Deylemî; Firdevsü’l-Ahbâr)
"Kim Receb ayının yirmi yedinci günü oruç tutarsa, o kişi için altmış aylık oruç sevabı yazılır." (İhyâ)
Enes b. Mâlik (r.a) anlatır: Resûlullah’tan (s.a.v) işittim, şöyle demişti:
“Cennette recep isimli bir nehir vardır. Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Kim recep ayında bir gün oruç tutarsa ALLAH (c.c) o kimseye bu nehirden su içirecektir.” (Süyûtî)
Bir defasında, Peygamber efendimiz, Receb ayında tutulacak oruçların fazîletini anlatıyordu. Orada bulunanlardan, yaşı ve pîr-i fânî bir zât ayağa kalkıp:
- Yâ ResûlALLAH, ben Receb ayının hepsini oruçlu geçiremem, dediğinde; Peygamber efendimiz:
- Sen Receb ayının birinci, onbeşinci, sonuncu günleri oruç tut, hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevaplar on misli yazılır. Fakat sen Receb-i şerîfin ilk cuma gecesinden gafil olma ki, melekler o geceye Regâib gecesi demişlerdir. Zîra o gece, gecenin üçte biri geçtikten sonra göklerde ve yerde bir melek kalmaz, hepsi Kâ'be-i muazzama etrafında toplanırlar. ALLAHü teâlâ onlara hitâben:
"Ey meleklerim dilediğinizi benden isteyiniz." buyurur. Onlar:
"Yâ Rabbî, istediğimiz, Receb ayında oruç tutanları mağfiret etmendir." deyip, isteklerini arzederler. ALLAHü teâlâ:
"Ben, Receb ayında oruç tutanları mağfiret ettim “buyurur..
Receb Ayında İstiğfar:
“Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girecek
"Her kim Receb ayında, sabah akşam yetmiş kere istiğfarda bulunursa şüphesizki ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onun cesedini ateşe haram kılar."
"Receb ayında istiğfarı çok yapın. Zira onun her bir saatinde, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın, cehennemden âzadlıları vardır." Hadis'i Şerif, Safûri, Nüzhetü'l mecâlis,1/140
Receb Ayında İhlâs'ı Şerif:
"Her kim Recebde, bir kere İhlâs okusa, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onun elli senelik günahını bağışlar." Hadis'i Şerif, EnîSü'l celîs, sh:195
Hannani(RA) şöyle demiştir:
"Her kim, Recebin her günü bir tane bile İhlâs Sûresi okusa, onbin deve yükü kâğıda sahip olur ki, göklerin ve yerin tüm sakinleri, ellerinde altın kalemlerle toplanıp o İhlâs'ın sevabını o kağıtlara yazarlar" (50 İhlâs okuyanın 50 senelik günahları silinir, 100 kere okuyan cehennemden berat alır, 1000 kere okuyan canını cehennemden satın alır.)
Receb Ayında Sadaka:
"Herkim Recebde sadaka verirse, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ onu yavruyken yuvasından havaya uçup en yaşlı çağında ölen karganın ömrü kadar(beşyüz sene), onu cehennemden uzaklaştırır. " Hadis'i Şerif, Abdulkadir Geylani, Gunye,1/325, Nüzhetü'l mecalis,1/141
"Eğer kişi, Receb ayından(oruç) tuttuğu hergün, azığına(bütçesine) göre bir sadaka verirse, heyhat! Heyhat! Ne Yapsınlar! Bütün yaratıklar ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın o kula vereceği sevabın ölçüsünü takdir etmek için bir araya gelseler, ALLAH (c.c.)'u Teâlâ'nın o kuluna bahşedeceği mükafattan yüzde birin(i hesab etmeye)e ulaşamazlar." Hadis'i Şerif, Abdulkadir Geylani, Gunye,1/325, Ebu Muhammed erl Hallâl
Recep Ayı Namazı
Recep ayı içinde otuz rekat namaz kılınır. Bu otuz rekatın on rekatı Recep ayının ilk on günü içinde kılınır. İkinci on rekatı da ikinci on günü içinde kılınır. Üçüncü on rekatı da üçüncü on günü içinde kılınır. Her rekatta fatiha okunduktan sonra üç kere ihlas suresi okunur, ihlası okuduktan sonra da üç kere de Kâfirun suresi okunur. Bütün rekatlar bu şekilde okunarak tamamlanır. Bu namazın kılınma zamanı nafile namazların kılınacağı vakitlerdir. Belli bir vakti yoktur.
7 Mart 2014 Cuma
Yaşama Dair ......
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Nazım HİKMET
5 Mart 2014 Çarşamba
Mart Geldi Hoş Geldi.....
Yaklaşık iki aydır hastalıktan bilgisayar başına oturamaz oldum. E hal böyle olunca paylaşacak çok şey birikti. Başlangıcı baharın habercisi ve beni yeni bir yıla hazırlayan Mart ayında yapmak bence pekde yerinde olacak.
Manevi kızım Gözdem. Karagözlü dilberim benim.
Oğulcuğum da laf hiç bitmiyor tabii.
Benim bütün dünyam bu iki yakışıklı erkek. Bugün de ayakta olmama tek nedenler.
Oğlumun annesi için hazırladığı pasta . Evlad elinden pasta yedim.
Can dostum ,ahretliğim , sırdaşım Zeynep'im iyiki varsın.
Ve yeni yaşımdaki çılgın hediyem canım ablamdan taaaa Bodrumlardan bir ekmekçi düştü bizim eve. Teşekkür ederim ablam , inci tanem.
İlk ekmeklerimiz biri zeytinli (eşim ve benim için) diğeri çikolatalı. Malum olduğu üzere oğlumun talebi.
17 Ocak 2014 Cuma
Artık Flickr Zamanı Geldi
Bugünden itibaren Keyfidukkan Flickr yerini aldı. Kendi ürünlerimizi sergilemeye oradan devam edeceğiz. Ablama da büyük süpriz olacak bu :)))
Evet bu yolda sevgili ablamla birlikte yürüyoruz. İki kardeş ben İstanbul'dan o ise Bodrum'dan hayallerimizi hayallerinizi üretiyoruz.
Sevgiyle kalın . Beklerim.
Evet bu yolda sevgili ablamla birlikte yürüyoruz. İki kardeş ben İstanbul'dan o ise Bodrum'dan hayallerimizi hayallerinizi üretiyoruz.
Sevgiyle kalın . Beklerim.
13 Ocak 2014 Pazartesi
Hafta Sonu Keyfi
9 Ocak 2014 Perşembe
İstanbul Aşığı Çaydanlık Kılıfı
Polar ve poplin kumaşlarla hazırladığım ve elyafla desteklediğim şirin kılıflarım görücüde.................
8 Ocak 2014 Çarşamba
Yeni Bir Başlangıç
Yepyeni bir sene daha tüm parlaklığıyla bizi kucakladı. Eminim bu sene hepimiz için huzurun sağlığın ve bereketin perçinlendiği bir yıl olacak.
Sizler de eminim benim gibi düşünüyorsunuzdur.
Her daim sevgi ve sıcaklıkla kalın.
Sizler de eminim benim gibi düşünüyorsunuzdur.
Her daim sevgi ve sıcaklıkla kalın.
4 Aralık 2013 Çarşamba
3 Aralık 2013 Salı
2 Aralık 2013 Pazartesi
Zümrüdü Anka Olmak
”Onu hristiyanların haçında bulmaya çalıştım ama orada değildi. Hintlilerin mabedine eski pagadolara gittim, hiç birinde en ufak izine rastlayamadım. Dağları, vadileri gezdim, ne doruklarda ne de derinlerde bulabildim onu. Mekke’ye Kabe’ye gittim orada da değildi. Alimlere, filozoflara sordum, idraklerinin ötesindeydi. Derken kalbimin içine baktım…Orada öylece durmaktaydı. O bulunabilecek başka hiç bir yerde değildi…” Hz Mevlana Celaleddini Rumi (ks) Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş… Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri varmış. Amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmekmiş. Hüthüt söze başlamış ve Hz.Süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların Simurg adında bir padişahları olduğunu söylemiş. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatmış. Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşmüşler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağının tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Zamanla yorulup, düşenler ve hastalananlar olmuş. Hepsi de, Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varıp “kendilerince geçerli çeşit çeşit mazeretler söylemeye” başlamışlar. Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp. Papağan, o güzelim tüylerini bahane etmiş; oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış. Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuş bataklığını, dudu kuşunun arzuladığı abıhayatmış. Tavus kuşunun amacı cennet, kazın mazereti su, kekliğin aradığı mücevher, hümâ’nın nefsi kibir ve gurur, doğanın sevdası mevki ve iktidar, üveykin ihtirası deniz, puhu kuşunun aradığı viranelerdeki defineymiş… Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar vermiş. Simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatmış. Hüthüt şunları söylemiş: Simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu? Simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu? Burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar görünür. Simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir. Kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatimiz kalmadı. Onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil. O, yüce lûtfuyla bir ayna icat etti. O ayna gönüldür; gönüle bak da, onun yüzünü gönülde gör!
Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları anbean azalıyormuş. Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde Simurg’u aramak için yola koyulmuşlar. Her vadi bir kavramı simgeliyormuş
1.Vadi İstek
2.Vadi Aşk
3.Vadi Marifet (ustalık)
4.Vadi İstinga (nazlanma, doygunluk)
5.Vadi Vahdet (birlik, beraberlik)
6.Vadi Hayret (Şaşkınlık)
7.Vadi Yokluk (Fenâ) BEKÂ (Ebedilik)
Yedi vadiyi aşana kadar, kimi yorulduğu için çeşitli mazeretlerle kafileden ayrılmış, kimi ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolmuş, ya aç susuz can vermiş, ya yollarda kaybolmuş, ya denizlerde boğulmuş, ya yüce dağların tepesinde can vermiş, ya güneşten kavrulmuş, ya vahşi hayvanlara yem olmuş, ya ağır hastalıklarla geride kalmış, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş”ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; “SİMURG ANKA – Otuz Kuş” demekmiş. Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de tek tek Simurg’muş. eğer sen cananın cemalini görmek istiyorsan bil ki gönül onun cemalinin aynasıdır. gönlünü elde edip onun cemalini gör, canını ayna yapıp onun yüzünü gör. senin padişahın celal ve azamet köşkündedir ve o köşk padişahın güneş cemaliyle aydınlanmıştır. kendi padişahını gönlünde gör, aklı, elde edilmiş zerrede seyret. sahraya gelen her türlü elbise güzel simurg’un gölgesindendir. eğer simurg sana cemalini gösterirse hayale dalmaksızın gölgeyi simurg olarak görürsün. ister kırk kuş olsun ister otuz kuş, gördüğün her şey simurg’un gölgesindendir. simurg’un gölgesi simurg’dan ayrılmaz, sen ayrıdır desen bu reva olmaz. her ikisi birlikte ve beraberdir. sen gölgeden vazgeç asıl sırrı ara. sen simurg’un gölgesinden kaybolursan simurg’dan sana sermaye erişmez. eğer sana bir kapı açılacak olursa sen gölgenin içinde güneşi görürsün. her zaman gölgeyi güneşin içinde kaybolmuş ve kendini de baştan ayağa güneş olmuş görürsün.” “ben nasıl böyle yüce bir zat’a kavuşabilirim? benim her türlü tasavvurumdan münezzeh olan olan zat’a nasıl ulaşabilirim?” “biz birbirimize öylesine komşuyuz ki, sen güneş gibisin bizler ise gölge. ey aşikarlığının şiddetinden görünmeyen, her şey sensin, senden başka bir şey yoktur. insanlar kendisi (tanrı) hakkında ister iyi konuşsunlar, ister kötü konuşsunlar, her ne söylemişlerse kendilerine dair söylemişlerdir. söylediğin ve bildiğin şey aslında sensin. kendini tanı, çünkü sen söylediğin ve bildiğin şeylerden binlerce kat daha üstünsün. her iki alemde de zerre zerre onu arasan ve bulduğunu sansan, bildiğin hiçbir şey o değildir. çünkü o şey sadece senin tasavvurundur. senin için kemal, ondan fani olmaktır. yani sen kendi enaniyetinden kurtulup yok olduğun zaman ona kavuşursun. alemin işi ibret ve hasretten ibarettir. çünkü hayretin içinde hayret ve o hayretin içinde de başka bir hayret vardır. bu yol her an biraz daha sonsuzlaşmakta, insanlar da her an biraz daha hayretler içinde kalmakta.” biliyor musun, bu yola ayak basıp bu yolu gören biri, yolda ilerledikçe yolun daha da uzadığını görür. Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek,kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda,tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız. Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır…
18 Kasım 2013 Pazartesi
AŞURE
Muharrem ayının 10. günü Aşure Günümüz. Rabbim tekrarını yaşamayı nasip etsin.
Hepimizin Muharrem Ayı mübarek olsun
Hepimizin Muharrem Ayı mübarek olsun
10 Kasım 2013 Pazar
Rahat Uyu ATAM
Yarın 10 Kasım 2013 aramızdan bedenen ayrılışının 75. yılı. Ancak sen sadece bedenen ayrıldın vatanından.
Bugün yas tutma günü değil. Senin varlığını haykırma günüdür.
Sizlere uzun uzun ATAM'ızın ne kadar harkulade bir kişilik olduğunu anlatan sözcükler dizmek istemedim. Ama bu akşam oğlumla sohbet ederken yarın sabah ki okulunda yapılacak olan anma töreninin ne demek olduğunu açıklıyordum ki evladcığım anladığını çok güzel anlattı bana.
İşte Ömer'imin penceresinden gördüğü ATATÜRK.
" Anne Atatürk once çocuktu benim gibi ama ben onu çocukken benzetemedim. Sonra adının Mustafa Kemal Atatürk olmasını istedi. Çünkü Allah ondan bizim Cumhuriyetimizi kurmasını istedi. Sonra Atatürk Türkiye'ye geldi , savaştı. Cumhuriyetimizi kurdu 9 Kasım günü de hasta oldu 10 Kasım da da öldü. Ama Atatürk Cumhuriyeti bize emanet etti dimi anne. Biz şimdi Türklüğü Cumhuriyeti korucaz anne. Şimdi Atatürk Allah'ın yanında bize bakıp aferin çocuklar diyor dimi anne."
İşte ben tüm bu cümleleri kurarken oğlum her noktanın sonunda evet bitanem diyerek cevapladım. Ama son cümlesinin sesi bir ömür kulağımda çınlamaya devam edecek.
8 yaşında ki bir çocuğun Önderine duyduğu sevgi ve hürmet.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!!!!
Bugün yas tutma günü değil. Senin varlığını haykırma günüdür.
Sizlere uzun uzun ATAM'ızın ne kadar harkulade bir kişilik olduğunu anlatan sözcükler dizmek istemedim. Ama bu akşam oğlumla sohbet ederken yarın sabah ki okulunda yapılacak olan anma töreninin ne demek olduğunu açıklıyordum ki evladcığım anladığını çok güzel anlattı bana.
İşte Ömer'imin penceresinden gördüğü ATATÜRK.
İşte ben tüm bu cümleleri kurarken oğlum her noktanın sonunda evet bitanem diyerek cevapladım. Ama son cümlesinin sesi bir ömür kulağımda çınlamaya devam edecek.
8 yaşında ki bir çocuğun Önderine duyduğu sevgi ve hürmet.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!!!!
9 Ekim 2013 Çarşamba
Yenilikler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









Folyomu ve streç filmimi nerelere koyduysam olmadı. En sonunda baykuşlarla birleştirip duvarımdaki yerlerine geçmeleri münasip oldu.





































