7 Mart 2014 Cuma

Yaşama Dair ......

Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                       bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
                        beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
                                    insanlar için ölebileceksin, 
                        hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
                        hem de en güzel en gerçek şeyin 
                                      yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                      yaşamak yanı ağır bastığından. 
                                                                                     1947 
2 
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, 
yani, beyaz masadan, 
              bir daha kalkmamak ihtimali de var. 
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, 
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz 
                                en son ajans haberlerini. 
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, 
                               diyelim ki, cephedeyiz. 
Daha orda ilk hücumda, daha o gün 
                           yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. 
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, 
                        fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 
                        belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. 
Diyelim ki hapisteyiz, 
yaşımız da elliye yakın, 
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. 
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, 
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla 
                                    yani, duvarın ardındaki dışarıyla. 
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım 
          hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... 
                                                                      1948 
3 
Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
                       hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 
                       yani bu koskocaman dünyamız. 
Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz yığını 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 
Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
"Yaşadım" diyebilmen için... 

Nazım HİKMET



5 Mart 2014 Çarşamba

Baykuşlarla Şenlendi Mutfağım

Mart Geldi Hoş Geldi.....

Yaklaşık iki aydır hastalıktan bilgisayar başına oturamaz oldum. E hal böyle olunca paylaşacak çok şey birikti. Başlangıcı baharın habercisi ve beni yeni bir yıla hazırlayan Mart ayında yapmak bence pekde yerinde olacak.

Manevi kızım Gözdem. Karagözlü dilberim benim.

Oğulcuğum da laf hiç bitmiyor tabii.

Benim bütün dünyam bu iki yakışıklı erkek. Bugün de ayakta olmama tek nedenler.

Oğlumun annesi için hazırladığı pasta . Evlad elinden pasta yedim.

Can dostum ,ahretliğim , sırdaşım Zeynep'im iyiki varsın.

Ve yeni yaşımdaki çılgın hediyem canım ablamdan taaaa Bodrumlardan bir ekmekçi düştü bizim eve. Teşekkür ederim ablam , inci tanem.

 
İlk ekmeklerimiz biri zeytinli (eşim ve benim için) diğeri çikolatalı. Malum olduğu üzere oğlumun talebi.

17 Ocak 2014 Cuma

Artık Flickr Zamanı Geldi

Bugünden itibaren Keyfidukkan Flickr yerini aldı. Kendi ürünlerimizi sergilemeye oradan devam edeceğiz. Ablama da büyük süpriz olacak bu :)))

Evet bu yolda sevgili ablamla birlikte yürüyoruz. İki kardeş ben İstanbul'dan o ise Bodrum'dan hayallerimizi hayallerinizi üretiyoruz.

Sevgiyle kalın . Beklerim.

13 Ocak 2014 Pazartesi

Hafta Sonu Keyfi

 Bu hafta sonu sinema , Dinazor Müzesi ve Yalçın Ural Teneke Oyuncak sergisi dolaştık.

İyi seyirler







9 Ocak 2014 Perşembe

8 Ocak 2014 Çarşamba

Yeni Bir Başlangıç

Yepyeni bir sene daha tüm parlaklığıyla bizi kucakladı. Eminim bu sene hepimiz için huzurun sağlığın ve bereketin perçinlendiği bir yıl olacak.

Sizler de eminim benim gibi düşünüyorsunuzdur.

Her daim sevgi ve sıcaklıkla kalın.



3 Aralık 2013 Salı

Manolya



Manolyalı takımımız Ankara yolcusu. Huzurlu ve iyi günlerde kullanılmasını diliyorum.

2 Aralık 2013 Pazartesi

Zümrüdü Anka Olmak




”Onu hristiyanların haçında bulmaya çalıştım ama orada değildi. Hintlilerin mabedine eski pagadolara gittim, hiç birinde en ufak izine rastlayamadım. Dağları, vadileri gezdim, ne doruklarda ne de derinlerde bulabildim onu. Mekke’ye Kabe’ye gittim orada da değildi. Alimlere, filozoflara sordum, idraklerinin ötesindeydi. Derken kalbimin içine baktım…Orada öylece durmaktaydı. O bulunabilecek başka hiç bir yerde değildi…” Hz Mevlana Celaleddini Rumi (ks) Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş… Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Toplanan kuşların arasında hüthüt, kumru, dudu, keklik, bülbül, sülün, üveyk, şahin ve diğerleri varmış. Amaçları, padişahsız hiç bir ülke olmadığı düşüncesiyle, kendilerini yönetmek üzere bir padişah seçmekmiş. Hüthüt söze başlamış ve Hz.Süleyman’ın postacısı olduğunu belirttikten sonra; kuşların Simurg adında bir padişahları olduğunu söylemiş. Ancak, binlerce nur ve zulmet perdelerinin arkasında gizli olduğu için bilinmediğini ve onun “bize bizden yakın, bizimse uzak” olduğumuzu anlatmış. Simurg’u arayıp bulmaları için kendilerine kılavuzluk edeceğini ilave edince; kuşların hepsi de hüthütün peşine takılıp onu aramak için yollara düşmüşler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağının tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Zamanla yorulup, düşenler ve hastalananlar olmuş. Hepsi de, Simurg’u görmek istemelerine rağmen, hüthütün yanına varıp “kendilerince geçerli çeşit çeşit mazeretler söylemeye” başlamışlar. Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp. Papağan, o güzelim tüylerini bahane etmiş; oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış. Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuş bataklığını, dudu kuşunun arzuladığı abıhayatmış. Tavus kuşunun amacı cennet, kazın mazereti su, kekliğin aradığı mücevher, hümâ’nın nefsi kibir ve gurur, doğanın sevdası mevki ve iktidar, üveykin ihtirası deniz, puhu kuşunun aradığı viranelerdeki defineymiş… Bu mazeretleri dinleyen hüthüt, hepsine ayrı ayrı, doğru, inandırıcı ve ikna edici cevaplar vermiş. Simurg’un olağanüstü özelliklerini ve güzelliklerini anlatmış. Hüthüt şunları söylemiş: Simurg, apaçık meydanda olmasaydı hiç gölgesi olur muydu? Simurg gizli olsaydı hiç âleme gölgesi vurur muydu? Burada gölgesi görünen her şey, önce orada meydana çıkar görünür. Simurg’u görecek gözün yoksa, gönlün ayna gibi aydın değil demektir. Kimsede o güzelliği görecek göz yok; güzelliğinden sabrımız, takatimiz kalmadı. Onun güzelliğiyle aşk oyununa girişmek mümkün değil. O, yüce lûtfuyla bir ayna icat etti. O ayna gönüldür; gönüle bak da, onun yüzünü gönülde gör!
Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları anbean azalıyormuş. Hüthütün bu söylediklerine ikna olan kuşlar, yine onun rehberliğinde Simurg’u aramak için yola koyulmuşlar. Her vadi bir kavramı simgeliyormuş
1.Vadi İstek
2.Vadi Aşk
3.Vadi Marifet (ustalık)
4.Vadi İstinga (nazlanma, doygunluk)
5.Vadi Vahdet (birlik, beraberlik)
6.Vadi Hayret (Şaşkınlık)
7.Vadi Yokluk (Fenâ) BEKÂ (Ebedilik)
Yedi vadiyi aşana kadar, kimi yorulduğu için çeşitli mazeretlerle kafileden ayrılmış, kimi ya yem isteği ile bir yerlere dalıp kaybolmuş, ya aç susuz can vermiş, ya yollarda kaybolmuş, ya denizlerde boğulmuş, ya yüce dağların tepesinde can vermiş, ya güneşten kavrulmuş, ya vahşi hayvanlara yem olmuş, ya ağır hastalıklarla geride kalmış, ya kendisini bir eğlenceye kaptırıp kafileden ayrılmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş”ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca öğrenmişler ki; “SİMURG ANKA – Otuz Kuş” demekmiş. Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de tek tek Simurg’muş. eğer sen cananın cemalini görmek istiyorsan bil ki gönül onun cemalinin aynasıdır. gönlünü elde edip onun cemalini gör, canını ayna yapıp onun yüzünü gör. senin padişahın celal ve azamet köşkündedir ve o köşk padişahın güneş cemaliyle aydınlanmıştır. kendi padişahını gönlünde gör, aklı, elde edilmiş zerrede seyret. sahraya gelen her türlü elbise güzel simurg’un gölgesindendir. eğer simurg sana cemalini gösterirse hayale dalmaksızın gölgeyi simurg olarak görürsün. ister kırk kuş olsun ister otuz kuş, gördüğün her şey simurg’un gölgesindendir. simurg’un gölgesi simurg’dan ayrılmaz, sen ayrıdır desen bu reva olmaz. her ikisi birlikte ve beraberdir. sen gölgeden vazgeç asıl sırrı ara. sen simurg’un gölgesinden kaybolursan simurg’dan sana sermaye erişmez. eğer sana bir kapı açılacak olursa sen gölgenin içinde güneşi görürsün. her zaman gölgeyi güneşin içinde kaybolmuş ve kendini de baştan ayağa güneş olmuş görürsün.” “ben nasıl böyle yüce bir zat’a kavuşabilirim? benim her türlü tasavvurumdan münezzeh olan olan zat’a nasıl ulaşabilirim?” “biz birbirimize öylesine komşuyuz ki, sen güneş gibisin bizler ise gölge. ey aşikarlığının şiddetinden görünmeyen, her şey sensin, senden başka bir şey yoktur. insanlar kendisi (tanrı) hakkında ister iyi konuşsunlar, ister kötü konuşsunlar, her ne söylemişlerse kendilerine dair söylemişlerdir. söylediğin ve bildiğin şey aslında sensin. kendini tanı, çünkü sen söylediğin ve bildiğin şeylerden binlerce kat daha üstünsün. her iki alemde de zerre zerre onu arasan ve bulduğunu sansan, bildiğin hiçbir şey o değildir. çünkü o şey sadece senin tasavvurundur. senin için kemal, ondan fani olmaktır. yani sen kendi enaniyetinden kurtulup yok olduğun zaman ona kavuşursun. alemin işi ibret ve hasretten ibarettir. çünkü hayretin içinde hayret ve o hayretin içinde de başka bir hayret vardır. bu yol her an biraz daha sonsuzlaşmakta, insanlar da her an biraz daha hayretler içinde kalmakta.” biliyor musun, bu yola ayak basıp bu yolu gören biri, yolda ilerledikçe yolun daha da uzadığını görür. Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek,kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda,tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız. Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır… 


http://sufizmveinsan.wordpress.com/

18 Kasım 2013 Pazartesi

AŞURE

Muharrem ayının 10. günü Aşure Günümüz. Rabbim tekrarını yaşamayı nasip etsin.

Hepimizin Muharrem Ayı mübarek olsun




10 Kasım 2013 Pazar

Rahat Uyu ATAM

Yarın  10 Kasım 2013 aramızdan bedenen ayrılışının 75. yılı. Ancak sen sadece bedenen ayrıldın vatanından.

Bugün yas tutma günü değil. Senin varlığını haykırma günüdür.

Sizlere uzun uzun ATAM'ızın ne kadar harkulade bir kişilik olduğunu anlatan sözcükler dizmek istemedim. Ama bu akşam oğlumla sohbet ederken yarın sabah ki okulunda yapılacak olan anma töreninin ne demek olduğunu açıklıyordum ki evladcığım anladığını çok güzel anlattı bana.

İşte Ömer'imin penceresinden gördüğü ATATÜRK.

 
" Anne Atatürk once çocuktu benim gibi ama ben onu çocukken benzetemedim. Sonra adının Mustafa Kemal Atatürk olmasını istedi. Çünkü Allah ondan  bizim Cumhuriyetimizi kurmasını istedi. Sonra Atatürk Türkiye'ye geldi , savaştı. Cumhuriyetimizi kurdu 9 Kasım günü de hasta oldu 10 Kasım da da öldü. Ama Atatürk Cumhuriyeti bize emanet etti dimi anne. Biz şimdi Türklüğü Cumhuriyeti korucaz anne. Şimdi Atatürk Allah'ın yanında bize bakıp aferin çocuklar diyor dimi anne."

İşte ben tüm bu cümleleri kurarken oğlum her noktanın sonunda evet bitanem diyerek cevapladım. Ama son cümlesinin sesi bir ömür kulağımda çınlamaya devam edecek.

8 yaşında ki bir çocuğun Önderine duyduğu sevgi ve hürmet.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!!!!!

13 Eylül 2013 Cuma

Tığ İşi Cüzdan



 
Örerken zevk aldığım işlerden bir tanesi. Umarım sizde beğenirsiniz. 

12 Eylül 2013 Perşembe

Cüzdan Klipsleri ve Anahtarlık Ucları

Uzun bir maratondan ve bekleyişten sonra cüzdan klipslerim ve anahtarlık uçlarıma kavuştum.