25 Ağustos 2013 Pazar

Güzel bayram vesilesiyle ailecek babaocağında tatildeydik

Babaocağım Hacıllı Köyü





Hayatımın kahramanı iki adam

Elimdeki poşette böğürtlen, kuşburnu, kızılcık vardı. Hepsi tabi ayrı ayrı meşhur dondurma kutularında:)))

Can oğlumun yeni yüksek atlama deneyi. Fazla oksijenden tamamen éeeee normal çocuğun bünye yılın 11 ayı şehirde olunca.

Bu  beyefendi de ailemizin en son üyesi Çağan Doruk


Büyüteçler bayramda çocuklara şeker yerine dağıtıldı....

18 Temmuz 2013 Perşembe

şemalı motifler









Tunus işi çalışması




battaniye dikişi


17 Temmuz 2013 Çarşamba

Sünnetten kareler






Bitanem küçücüğüm adam oldu

Biricik oğlum sünnet oldu. İçime sinen bir hazırlık sürecim oldu. Umarım sizlerde beğenirsiniz.



Lavantalı hediyelerimiz ve mevlüt sandiğimiz. Can arkadaşlarım Güniz ve Zeynep çok yardım ettiler.

7 Mayıs 2013 Salı

Bahar Kermeslerimiz Başlıyor

Uzun zamandır paylaşım yapamıyorum.Çünkü bu sene kermeslere katılmaya karar verdim ve Mayıs ayı itibari ile yoğun bir trafik başladı.

Bakalım çalışmalarımı sizler beğenecekmisiniz?

Bu arada yeni web sitem tamamlanmak üzere bu bahar çok enerjik geldi acayip heyecanlıyım.









20 Nisan 2013 Cumartesi

Alice harikalar Diyarı Karşınızda

Formumuzun 38. etkinliği Alice Harikalar diyarı kahramanları tamamlandı.


Bakalım beğenecek misiniz. Daha fazlası için buyrun formumuza tık tık

24 Aralık 2012 Pazartesi

23 Aralık 2012 Pazar

KANAVİÇENİN EN YENİ HALİ


Kanaviçenin en yeni hali bayıldım. Sadece örtülerimize kullandığımız teknik şimdi kaplarımızda.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Yeni Yıl Hazırlıkları Tamamlanıyooorrr

Evet bu hafta sonu atölyem harıl harıl sipariş yetiştiriyor. 21 Aralık'ta atlatıldığına göre :))  işimize tam gaz devam ediyoruz.

Tamamlanan siparişlerimden bir kısmını paylaşmak istedim sizlerle.

Yorumlarınızı bekliyorum

 Minik yeni yıl süpriz hediye keseleri




Çok amaçlı bereket torbalarım ister mutfakta ister banyoda yada çantalarınıza destek






Makinemle yaptığım ilk nakışlarım mutfak havlularım tamamlandı bile



11 Aralık 2012 Salı

Şeb-i Arus (Düğün Gecesi)


Şeb-i Arus

lügat manası düğün gecesi demektir. Mevlânâ Celaleddin-i Rumi kendi ölümüne rabbine duyduğu aşktan dolayı sevgiliye kavuşma yani düğün gecesi demiştir.

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'nin ölüm yıl dönümlerinde 17 Aralık tarihlerine denk gelen haftalarda yapılan ve "Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri" olarak isimlendirilmeye başlanılan törenler, halk arasında Şeb-i Arus Şenlikleri olarak da anılmaktadır.


Mevlânâ’nın ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir. İkindi vaktinden sonra Kur’an okumak ve Aynü’l-Cem’ yapılmak sûretiyle icra edilen bu merasimin gecesine aynı zamanda “Leyletü’l-Arûs” da denilir. Şeb, Farsça; Leyle, Arapça “gece” demek olduğu için tabirlerin ikisi de aynı manâya delâlet etmektedir.

Mevlânâ Celaleddin ölüm gününü “Hakk’a vuslat”, “Düğün günü” saymıştır (Hilmi Yücebaş, Edebiyatımızda Mevlânâ, (Konya İl Yıllığı), Konya 1973, 30)

Bilindiği gibi, Mevlâna (hicrî 672) miladî 17 Aralık 1273′de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, Konya ufuklarını kızıla boyarken bu âlemden can ve bekâ âlemine göç etmiştir. Mevlânâ ölümünü gerdek gecesi “Şeb-i Arûs” “Sevgiliye kavuşma” günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs, fedakârlıkla başlar, ölüm boyunca devam eder, öbür âleme kavuşmakla tamamlanır.

Mevlânâ, “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir. Bizim mezarımız. Burada ölüm (olarak) tezahür ediyorsa da orada doğumdur” der. Yine Rabbine, “Ölmek şeker gibi tatlı bir şey, canı sen aldıktan sonra seninle olunca da tatlı candan da tatlıdır, ölüm” şeklinde seslenir. Böylelikle ölüme bir başka açı kazandırır (Alişan Özattila, Hak Aşığı Mevlânâ Celâleddin, 180-181).

Gerçekte iki türlü ölüm vardır. Birincisi, nefsi (egoyu) feda ederek oluşan “manevî ölüm”. Yani Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “Ölmeden evvel ölünüz” emrince “Hak’ta yok olmak” anlamındadır. Bu ölüme, “ilk vuslat” adını da verebiliriz. İkinci ölüm ise, “fizikî ölüm”dür. Bugüne kadar, Şeb-i Arûs olarak kabul ettiğimiz, canın beden kafesinden kurtularak aslına döndüğü, katrenin denize, can ummanına erdiği an. Ki bu an “vuslat gecesi” olarak isimlendiriliyor (Feyzi Halıcı, Mevlânâ Sevgisi, 20).

Mevlânâ’da Vuslat Anlayışı

Mevlânâ, “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” der. Kendinin ölüm ve vuslat anlayışını, Kur’an-ı Kerim’in bir âyetinin ışığı altında tetkik edip anlamak mümkündür:

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz” (el-Ankebût, 29/57).

Âyette geçen “dönmek” kelimesi, Allah’a kavuşulacağını, “vuslatı” açık bir ifadeyle “müjdelemekte”dir. Bu müjdeyi benimseyen, ona sımsıkı sarılan Mevlânâ, ölümü bir ayrılık değil, bir vuslat olarak kabul eder.

Mevlânâ’nın ölüm anlayışına gelince; “Bir devir sistemi içinde hayatın anlamı, ruhun ölümsüzlüğü ve Allah’a, vuslatın yolu ölümden geçmektedir” tarifiyle zemin kazanır ve Mevlânâ’da ölüm, “Mutlak ve ölümsüz Varlık’a veya diğer ifadeyle “asla” bir rücû hareketi ile” zirveye ulaşır.

Mevlânâ, ölümü kişinin aslına dönüşü veya menşein ilâhi bir cevher olması hasebiyle “Allah’a dönüş” olarak telâkki eder.

Bir başka ifadeyle ölüm, “Cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçmasıdır.”

Mevlânâ bu hususu şöyle ifade eder:

“Bizi Elest harabatından getirdiler. Coşmuş, dağılmış ve kendinden geçmiş olarak getirdiler. Yine harabat tarafına çekecekler. (Bizi) yoktan var ettikleri için” (Mevlânâ, Rubaiyyat, 672/1 14).

“Hele ölümden bir kurtulsun, kurtuluşa ulaşın; çünkü sevgiliyi görmek âb-ı hayattır.” (Mevlânâ, Mesnevî, Terc., A. Gölpınarlı, III, Beyit 4607).

“Çünkü tiksinmek, kötü gelmek ortadan kalkarsa o ölüm, ölüm değildir ki. Görünüşte ölümdür, gerçekteyse göçüş” (Mevlânâ, Mesnevî Terc., A. Gölpınarlı, III, 4613).